Bazı zamanlarda kendi felsefemin içinde kaybolduğum doğrudur.
Beynimin içindeki sorgulayıcı sorular arasında dans eden hücreleri bile hissettiğim zamanlar olmuştur. Ben hep normal yaşamayı tercih etmiş ancak, normalin dışındaki düşünceleri de içselleştirmiş biriyim. Bu nedenle hep “hiç’im” derim. Çok kaotik görünüyor sanıyorum.
Bir an düşünelim. Mesela üçüncü boyuttan bakma yeteneğine sahip olsaydık. İçimizi olduğu gibi gösteren bir göze. Tüm dünyevi şeyler bir anda ortadan kalkardı sanırım. Her şey çok sıradan gelirdi. Görünen içeride ise dünyaya ait hiçbir şey bulamazdık. Belki de varoluşun aslında bir materyalden ibaret olmadığını gösterirdi bize. Sonuçta nasıl dünyaya geleceğimize bizler karar vermedik.
Hiçbir şeyimiz yoktu dünyaya geldiğimizde. Çırılçıplaktık hepimiz. Birbirimizden farksız. Bize gösterilecek öğretilerden hiçbirimizin haberi olmadığı gibi üzerimize ne giydireceklerini de bilme şansımız yoktu. Belki bize sorsalar Nudist olurduk. Öyle olsaydık hepimiz belki daha kolay olurdu birbirimizi kabullenmek.
Belki de toplum içinde var olabilmek için varoluşumuzun dışına çıkmamız gerekliliği gerçek bizi ortadan kaldırdı. Hepimize verilen maskeleri taktırdı. Bunu bir eleştiri olarak yazmıyorum. Zaten toplumun içinde bir uyum yakalamanın kuralı bu. Sadece öz’e dönüşü dile getirmek amacım. Bizi biz olmaktan alı koyan şeylerin farkında olursak belki bunu yapabiliriz. Bunu yapabilirsek, üzerimizde ne olursa olsun gerçek bizi gösterebilme şansımız olacaktır.
Bizi var eden şeyin hiçlikten hep olmaya bütün olmaya dönme hali. Aslında öz olmak, hiç olmak ve hep olmakla eş değer.
Selma Akçakaya’15